KORONA'NIN GÖLGESİNDE GÜNLER GEÇERKEN

Dilek Metin Sert

Ankara

Günün birinde üzerinde yaşadığımız dünyayı yok edeceğimiz, onu tamamen tüketip yaşanmaz hale getireceğimiz o kadar aşikâr ve bunu dile getirmek o denli malûmun ilânıydı ki… Ancak bu denli bir çaresizlik içerisine düşeceğimiz ve yine kendi ellerimizle yaşamın dengesini bu kadar çabuk bozup hepimizin topyekûn etkileneceği nereden gelirdi aklımıza. Öyle ya, etkilenmesi gerekenler tüm dünya, egemen uluslar değil; zaten gözden çıkarılmış ve sefalet gündelik yaşamın sıradanlığı içerisinde kaderi olanlar olmalıydı!
Korona;
Ne zaman geleceği belli olmayan bir felaket gibi ansızın çöreklendi hayatlarımızın üzerine. Tüm yaşam biçimimizi değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. 
Bu kabustan kendimizi ve sevdiklerimizi korumak amacı ile küresel bir çağrı haline gelen #stayhome uyarısına kulak verip evlerimize kapandık. 
Önce gönüllü, sonra zorunlu olarak sığındığımız evlerimizde kamusal alanın tehlikelerinden kendimizi ve sevdiklerimizi korumaya çalışıyoruz, her şeyi arkamızda bırakarak. Artık kimseyle görüşmüyor, en sevdiklerimizle dahi bir araya gelemiyor, kamusal alana yönelik aktiviteleri gerçekleştiremiyor, zorunlu olmadığımız sürece dışarıya adım at(a)mıyoruz. 
Maskesiz sokağa çıkamıyor, çıktığımızda insanlarla aramızdaki fiziki mesafenin ölçülerine dikkat etmeye çalışıyoruz. Ellerimizi defalarca yıkıyor, öksüren ya da aksıran birini duyduğumuzda dehşete kapılıp neredeyse panik yaşıyoruz.
Ve yanıbaşımızda dünyayı hızla tüketme araçlarımızdan biri: Teknoloji… Başköşede!
Dışarı ile fiziksel temasımızı kesmiş olmamıza karşın çalışmalarımızı belki daha da artırıp bu süreçte rehavete kapılmamaya, ataletin miskin çağrısından uzak durmaya çalıştık.
Sevdiklerimizle haberleşmeyi, işlerimizi, derslerimizi aksatmamayı yıkıcı etkilerinden dolayı nefret ettiğimiz teknoloji sayesinde sürdürebildik. Artık işlerimizi evlerimizden yürütmeye çalışıyor, derslerimize evlerimizden katılıyor, alışmaya çalıştığımız bu yeni düzende aile bireylerimizle, dostlarımızla “uzaktan” bir araya gelebiliyor, yine “uzaktan” çeşitli etkinliklere katılıyor, mutfakta uzmanlaşıyor, gündelik yaşamın telaşından kısıtlı vakitlerde yapabildiklerimize şimdi daha geniş zaman ayırabiliyoruz. Kimimiz uzak kaldığı öğrencilerine internet aracılığı ile derslerini anlatmaya devam ederken, kimimiz uzak kaldığı öğretmenleri ve arkadaşları ile internet üzerinden oluşturulan sınıflarda biraraya gelmeye, derslerine katılmaya, sınavlara girmeye devam ediyor.
Artık evimizin her bir köşesi bir çalışma alanı, bir okuma köşesine dönüştü. Daha çok okuyor, yerimizden kıpırdamadan söyleşilere katılıyor, müzeleri gezebiliyoruz.
Kütüphanemiz dönüşmeye, kitaplarımız artık kozmetik değil zaruri bir ihtiyaç haline gelen kolonyalara ve maskelere de yer açmaya başladı. Kadim dostlarımız kitaplarımız bizi hiçbir durumda yalnız bırakmadı. Bir zamanlar dostlarımızın doldurduğu koltuklarımızı onlar devraldı. Çoğu zaman onlarla sohbet eder bulduk kendimizi. Birer çay bardağı eşliğinde…
Tüm bunlara karşın birbirimizden uzaklaşıyor, toplumsal bir varlık olarak sokaktan korkuyor ona yabancılaşıyoruz.
Zaman zaman özlesek de dışarı da olmayı, ağaçlara dokunmayı, parklarda koşmayı, kentin sokaklarında uzun uzun dolaşmayı, bir kafede kahve eşliğinde dostlarımızla sohbet etmeyi… Pencereler, bu özlemlerimizi sessizce dile getirdiğimiz köşeler oldu artık.
Her şeye karşın sanat bizi iyileştirirken; gökyüzü sadece pencereden görülen bir mavilik olmanın ötesine geçemiyor… Şimdilik…
Mayıs-Haziran 2020

Emin Altan

© 2020 Korona Günlerinde Fotograf

  • Facebook
  • Instagram