MASALLARIN MASALI

 

Trenlerin, keyfine kaldığı zamanlarda istasyonuna bıraktığı insanlar, yayan yapıldak tek başına ya da kendilerini karşılamaya gelmiş ailesiyle beraber, hayvanlarına variyetlerini yükleyerek yola düşerlerdi. Kar kış demeden dereler, tepeler, başka köyler geçilirdi. Saatler sonra, varacakları köyün dağları belirirdi.  Tezeklerin bacalardan tüten dumanı, kavak ağaçlarının uçları ve evler görünürdü nihayetinde. Tabanı toprak, duvarı toprak, tavanı topak bu evlerden birinde tüm masallar bir araya gelmişler. Başlamış her bir masal kendisini anlatmaya

***

Uzun, çok uzun yıllar önce, develer tellallığa başlamamış iken, yollar arpa boyu ile ölçülecek kadar uzak değil iken; tavanı arşta, tavanı altın kocaman bir saray varmış. Bu saray, masal diyarının cin sarayıymış. Kırk odasına kırk kapıdan giren, kırk parçaya bölünüp kırk kere kaybolurmuş. 

Bu sarayda yaşayan cinler ne bulsa yer, yedikçe acıkır, acıktıkça sağa sola musallat olurlarmış. Hiçbir şey bulamazlarsa birbirlerini yerlermiş.

Bir gün, kayanın derinliklerinden gelen uğultular duymuşlar. Hemen iştahları kabarmış, ağızlarından sular akmaya başlamış. Ne olduğunu anlamak için kayanın kovuklarına cin çubuklarını sokmaya başlamışlar. Buldukları, bal veren kayanın bal veren uğultuları değilmiş. Ecinnilermiş. Ecinniler, elle tutulmaz, gözle görülmezlermiş. Kendi hallerinde yaşar, kendi sesleriyle doyar, kendi seslerinden çoğalırlarmış. 

Yerleri yurtları cin çubuklarıyla yıkılan ecinniler, böylece yeryüzüne dağılmışlar, Havva ile Adem'in çocuklarına musallat olmuşlar. Başlarına gelenin acısını onların canlarını alarak çıkarmaya başlamışlar.

Uzatmayayım canım efendim!

En sonunda, sislerin, bulutların arasından ak saçlı, ak sakallı bir dede gelmiş. Bilgelik sopasını üç kere yere vurunca sesi duyan ecinniler, üç vakitte yok olup gitmişler… 

Masal bu ya; hep bir umutla bitermiş... 

                                                                                        ***

Korona günlerinde de benim elimden tuttu zaman. O yollara, o kış kıyametlere, o masallara götürdü. Belki de o masallar bugüne geldiler ve yeniden anlatmaya başladılar kendi masallarını.  Masalın ecinnileri, Kovit-19 olarak hayatımıza, rüyalarımıza girdiler. Arpa boyu ile ölçülebilen yollar kapandı. Tellallar çoğaldı. Cinler, başka cirit oynadılar yeni hamam içinde.

Ahval böyle iken benzer şeyler için çarpmaya başlayan dört yüz yürek bir güzel yolculuğa çıktı.

Mevsim aynı mevsim, yollar aynı yoldu ama konakladıkları yer aynı yer değil su içtikleri göl, aynı göl değildi.

Gökyüzünde, birbirlerinin kanadına sığınarak uçtular, birbirlerini kollayarak, dayanışarak, dağarcıklarında her ne varsa esirgemeden paylaşarak yol aldılar. Bir yerlere ulaşmak değildi dertleri. Yolda olmanın ne kadar kıymetli ve bir o kadar da keyifli olduğunu bilerek, insanı bir güzel çoğalttığını "deneyimleyerek" her birinin altını yeni baştan bir kez daha çizdiler.

Masallalar bu dünyayı yıkıp yıkıp keyfine göre yeniden kuran insanlığın ortak mirasıdır. Dümdüz anlatılanmış gerçeğin hafızasıdır.

 

Çağımızın “büyülü aynası” fotoğrafın, büyülü kardeşidir. 

Şimdi yola bıraktığımız im’lerle dağarcıklarımıza topladığımız imgelerle kendi masalımızı anlatma zamanıdır. 

“Gök yarıla, yer açıla, bu gece dünya mis gibi masal koka.” 

Boz Atlı Hızır yardımcımız ola…

Yusuf Aslan

Haziran 2020

© 2020 Korona Günlerinde Fotograf

  • Facebook
  • Instagram